|
|
|
“Uzun bir kovalamacanın ardından üç katlı bir binanın terasında güvendeyiz, şimdilik! Ben ve üç arkadaşım koca bir şehir zombiyle nasıl mücadele edeceğiz bilmiyorum. Kurtulanları Mercy hastanesine çağıran helikopter bizi görmedi. Hastane ise oldukça uzakta ve onunla aramızda, bizi öldürmek isteyen yüzlerce “şey” var. Ama gene de bu cehennemden kurtulmanın tek yolu oraya ulaşmak. Diğerlerine bakıyorum ve şunu fark ediyorum, korku ve tedirginlik hepimizi esir almış. Terastan eve inen merdivenlerin kapısını açıyorum. Karanlık, soğuk bir boşluk. Gölgelerdeki kıpırtıları görebiliyorum. Onların korkunç hırlamalarını duyabiliyorum. Oraya girip hayatımız için savaşacağız ya da burada kalıp korkakça avlanmayı bekleyeceğiz. Av ya da avcı olmak... Şimdi elimde bir tabanca ve iki seçenek var. Pompalı mı, uzi mi?”
Left 4 Dead çok da uzun olmayan bir oyun içi görüntüsüyle açılıyor. Bir çeşit eğitim filmi de diyebiliriz buna. Oyundaki düşmanlardan silahlara, neredeyse herşeyi kısaca bir anlatıyor. Bu şekilde, oyunu öğreten kısa bir mod yapmak yerine, sizi direk aksiyonun ortasına bırakmayı başarmışlar. Yani oyun size “işte bunları yapmanız gerekiyor, hadi yapın” diyor.
Menüye geldiğimizde üç seçeneğimiz var. Tek kişilik, internetten takım olarak ve yine internetten karşılıklı oynayabileceğimiz üç mod... Bu modlar aynı hikayeleri kullanıyorlar ve toplamda dört ana hikaye var. Bunlar da kendi içlerinde beş bölümden oluşuyor. Hikayeler birbirinden bağımsız olsa da hepsinin amacı aynı. Bir noktadan diğerine canlı ulaşmak.
Tek kişilik modda dört karakterden istediğimizi seçip istediğimiz hikayeyi oynayabiliyoruz. Diğer üç karakteri bilgisayar kontrol ediyor. Eğer biri ölürse en yakındaki küçük bir odada başlıyor ve diğerlerinden birinin gelip kapıyı açmasını bekliyor. Bu şekilde her zaman dört kişilik ekip korunmuş ve birbirine ihityaç duyma hissi ön plana çıkartılmış oluyor. Zaten zombiler o kadar çoklar ve hızlılar ki, zorda oynarken dört kişi bile yetmeyebiliyor. Herkesin birbirini kollamasını zorunlu kılmaları takım oyununun zevkini katlamış. Böylece en fazla zombiyi öldürmekten çok oyunun sonuna herkesin sağ salim ulaşması bizi tatmin ediyor ve bu hiç de kolay değil. Her hikayenin sonundaki “Kendinizi savunun on dakikaya oradayız.” cümlesini duymamız ise hikayedeki en stresli an oluyor.
Takım olarak oynayabileceğiniz modda dört kişiyi de başkları kontrol ediyor. Oyundan biri çıkarsa onun yerine hemen bilgisayar geçiyor ve takım korunmuş oluyor. Kuşkusuz Left 4 Dead bu şekilde oynanmak üzere tasarlanmış. Bilgisayarla oynamaktan çok daha heyecanlı ve keyifli olduğu kesin. Birbirine yardım etmenizi gerektiren durumlarda bilgisayarın soğukkanlılığı yerine gerçek insanların heyecanını hissetmek ve kurtarılmak ya da kurtarmak çok güzel anlar yaşatıyor.
Karşılıklı oynayabileceğimiz modda ise bir takım gene sona ulaşmaya çalışan dört kahraman olurken diğerleri özel zombilerin yerine geçiyor ve hayatta kalanları öldürmeye ya da yavaşlatmaya çalışıyor.
Bu noktada özel zombilerden bahsetmekte yarar var. Boomer, hunter, smoker, tank ve witch.
Boomer, patlamak üzere olan bir balon gibi görünen ve üzerimize kustuğunda bir zombi akımına hedef olmamızı sağlayan özel bir zombi. Azıcık bir hasarla da gerçekten de bir balon gibi patlıyor. Smoker bizi diliyle çekiyor ve öldürüldüğünde etrafa duman saçıyor. Hunter oldukça uzun mesafeleri atlayıp bir kişiyi yere yapıştırabiliyor ve kurtarılana dek onu ciddi biçimde paralıyor.
Tank ise oyunun bize şakası diyebiliriz. Geldiğini, çalan müziğin değişimiyle ve insanların tank geliyor diye kaçışmasıyla anlayabiliyoruz. Ondan gerçekten korkmalısınız. Ve korkmanız gereken bir diğer tür ise witch. Oyunun başındaki kısa filmden anlayacağınız gibi witch siz onu rahatsız etmediğiniz sürece oturup ağlıyor ve sizi öldürmeye çalışmıyor. Bunun yanında onu rahatsız etmek gerçekten çok kolay. Işık (el feneriniz), ses (silahlar!) ve rahatsız edilmesi(silahınızdan çıkan serseri bir kurşun olabilir) onu çileden çıkartmaya yetiyor. Gördüğünüz gibi bunu yapacak potansiyele de fazlasıyla sahipsiniz. Witch ayaklandığında ise onu rahatsız eden kişiye doğru koşup bir iki vuruşta yere serip canına okumaya başlıyor. Tabi tüm bunları yapmadan etrafından dolaşma şansınız da var.
Hikayelere gelirsek hepsi için çok hoş birer film posteri hazırlanmış. Posterlerde ve oyunun geri kalanında harika espiriler mevcut. Sığınaklardaki duvar yazıları film isimlerindeki kelime oyunları ingilizce bilenleri epey keyiflendirecektir.
Left 4 Dead’in teknik özelliklerine biraz değinirsek. Tüm oyunu yöneten bir ses ve oyun yönetmeni mevcut. Yani oyun ve sesler sizin hamlelerinize göre değişiyor. Takım olarak biraz beliniz doğrulduğunda bir tankın çıkması ya da hırpalandığınızda etrafta sağlık paketleri bulmanız tesadüf değil. Bu oyunun dinamik bir yapısı olmasını ve sürekli ilginç anlar yaşamanızı sağlıyor.
Şimdi oyunun belki de en çok emek harcanmış yerine gelelim. Grafik ve animasyonlar. Grafikler piyasadaki standartları yükseltmiyor ama oldukça yeterli. Kan, patlama efektleri ve karakter tasarımları çok gerçekçi. Tüm bunları bir potada eriten sinematik efektler ise ışığı ve görüntüyü film havasına çeviren teknoloji. El feneriyle baktığınız odalara o puslu, gizemli havayı veren de bu. Ve animasyonlar... Zombilerin vuruşumuza göre tepki vermesi, üzerimize koşarlarken vurulduğu noktaya göre dönerek yuvarlanmaları ya da kurşun saydırmaya devam ettiğinizde yere düşmeden titremeye devam etmeleri gerçekten inanılmaz. Ama ne dersem diyeyim bunu burada doğru düzgün anlatmam mümkün değil. Left 4 Dead’i açıp ilk zombinize panik içinde kurşunlar yağdırdığınızda ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Şimdi oyunun kusurlu ya da eksik yanlarına gelelim. Sonuçta hiçbirşey mükemmel değildir ve insanlar asla memnun kalmazlar değil mi? Ama kalacaksınız. Gerçekten verdiğiniz paranın hakkını alacaksınız. Bir iki hafta içinde oyunu tükettiğinizi düşüneceksiniz. Dört hikayeyi de bir oturuşta defalarca bitirmiş olacaksınız ve bu da oyunu oynama isteğinizi biraz azaltacak belki. Yeni içerikler, yeni silahlar ve yeni özel zombiler isteyeceksiniz. Dört hikaye de sanki biraz az değil mi diyeceksiniz kendi kendinize, toplasan hepsini birkaç saatte bitirebiliyoruz. Ama yine de imleç masaüstünde dolanıp, Left 4 Dead’in o kırmızı ikonu etrafında daireler çizmeye başladığında kendinizi bir anda Dead Air’in son bölümünde tank ile savaşırken bulabilirsiniz.
Son olarak içeriğin biraz sınırlı olması bizi üzse de daha önce hiçbir oyunun yapmadığı birçok yenilik, orjinallik ve Valve’un her zamanki kalite anlayışı Left 4 Dead’in 2008’in en iyi online oyunu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
|
|
|
Yazan:
Lost |
| |
|
| |
|
Yazarın Diğer Kritikleri:
|
|
| |
|
|
 |
|
 |
|
|