|
|
|
Hayalet Dünya, Pang kardeşlerin 2002 yapımı Göz’den sonra çektikleri filmlerden en çarpıcısı. Görüntü efektleri, farklı bir dünyayı tasvir etmekteki yaratıcılığı ve uçsuz bucaksız derinliği süsleyen müzikleriyle film izleyiciye müthiş keyifli sahneler izletiyor. Ancak bu sahneler maalesef kurgunun sıradışı ancak anlaşılmaz işlenişi sonucu bir bütünü oluşturmak konusunda başarısız kalıyor. Kısaca teknik açıdan son derece başarılı olan filmin konusu, sanatsal gücünün gölgesinde başıboş kalmış diyebiliriz.
Filmin birkaç “uzun” dakika süren gerilimli girişinin hemen ardından Angelica Lee’nin canlandırdığı soğukkanlı, hatta soğuk karakter filme ilk sahneden tuhaf bir gerginlik katıyor. Burada kısaca hikayeden bahsetmem gerekirse, Ting-yin ülkesinde ünlü bir yazardır ve onu üne kavuşturan bir aşk romanından sonra doğaüstü olaylar ve korkular hakkında bir kitap yazmaya başlar. Kitapta tasvir ettiği gizemli kadın karakteri (uzun siyah saçlı kadın) evinde görmeye başlayan Ting-yin bundan kaçmak yerine ilham almaya başlar. Yazdıkları gerçekleşiyordur ve gördükleri yazması için onu korkutuyor ve bir anlamda da tetikliyordur. Ancak birgün kendisini kurguladığı bu dünyada bulduğunda yazdıklarından fazlasının onun peşinde olduğunu fark edecektir. Yaşadıkları, unuttukları ve terk ettiklerinin... Yani kendi dünyasının...
Hayalet Dünya’nın bu ilginç konusu oldukça ürkütücü ve karanlık bir atmosfer sağlayabilecek potansiyelde. Sınırları sadece bir yazarın hayal gücü olan ortam ilk girişte izleyeni bu yüzden gerçekten de etkiliyor. Ancak kadının yazdıklarını gördüğü için daha ilk dakikada sergilediği soğukkanlılığı izleyiciye de bulaşıyor diyebiliriz. Ve film ilerledikçe başlarda biraz germekten öteye gitmemiş olan sahneler iyice yumuşuyor. Zaten filmin koptuğu noktada tam burası. Bizim dikkatimizi yönlendirdiğimiz ve hikayenin etrafında dönmesini beklediğimiz siyah saçlı kadın ve hayalet dünyanın “korkunç” sakinlerinin konuyla çok da ilgisi olmadığını filmin sonuna doğru iyice anlıyoruz. Beklediğimizden farklı bir yöne, korkudan drama kayan konu şaşırttığı kadar can da sıkıyor diyebiliriz. Karanlık, ürkütücü bir ortamda Ting-yin’in kovalandığı ilk sahneler dışında filmin özgün mekan tasarımları izleyiciyi korkutmaktan çok uzak kalıyor. Bunların yanında Angelica Lee’nin oyunculuğu başarılı sayılabilecekse de karakterin işlenişi ve soğukkanlılığı Ting-yin’i son derece “gerçekdışı” kılıyor ve filmi iyice bir karanlık masal havasına sokuyor.
Son olarak sadece görsellik, yaratıcı tasvirler ve o güzel sahneler için bile izlenebilecek bir film ama konu olarak öyle çok şey de beklemeyin. Her ne kadar ince bağlantılarla belirli mesajlar verilse ve bunlar giderek toparlanmaya çalışılsa da, “son” sizi pek de tatmin etmeyecektir.
|
|
|
Yazan:
Lost |
| |
|
| |
|
Yazarın Diğer Kritikleri:
|
|
| |
|
|
 |
|
 |
|
|